dramarka
Tem 03

hiciv XIII

4 yorum - Post a comment

XIII
güzel bir güne daha uyandım. her zamankinden daha güzel bir güne. müzik eşliğinde mükemmel kreasyonumdan özel giysiler seçtim kendime. on dakika içinde hazırlanıp çok sevdiğim işime doğru yola çıktım. ben güneşten önce doğmuştum. ay henüz silinmemişti gökyüzünden. temiz havayı içime çektim. ve tüm içtenliğimle doğayı selamladım. kimsesiz sokaklarda tek başıma yürüyordum. gerçekten harika bir duyguydu. sokağa atılmış cam şişeye bir tekme attım. kaldırıma doru yavarlandı, ordan da çöp tenekelerine. tembel kediler de uyandılar sayemde. uyumayı, uyuşukluğu hiç sevmem. ne kadar çalışkan bir insan olduğumu artık daha fazla anlatmama gerek yok heralde. herkes ama herkes çalışmalı. dünyanın en kutsal şeyi çalışmak. çok zeki bir adam söylemişti. uyumak aptallıkmış. sadece aptallar uyur diye. oysa ben bunu ondan çok daha önce söylemiştim. tüm arkadaşlarıma, aileme, yolda karşılaştığım insanlara… herkese çalışmanın ne kadar değerli bir şey olduğunu anlattım. ve ben bu sabah dünyaya ve tanrıya hizmet aşkıyla yollarda yürürken asil görevimin ne olduğunu anladım. ben bu dünyaya insanları tembellikten kurtarıp, onları çalışmaya teşvik etmek için gelmiştim. her seçilmişin bir görevi vardı. benimki de buydu. harika cümlelerimle tasvir ettiğim bu cümleleri yaşadığım sırada bir araba kornasıyla irkildim.
» Yazının devamını okuyun..

May 10

hiciv XII

1 yorum - Post a comment

hiciv XII
bugün neşe içinde uyandım. çünkü işimdeydim. çalışkan ve vefakar insan ben hiç üşenmemiş gecenin bir yarısı gizlice ofise girmiş ve uyumuştum. işime geç kalmamak için yaptığım bu özverili davranış beni gururlandırmıştı. ama içime sığmayan neşe bundan dolayı değildi. birşeyler olacaktı. bunu hissedebiliyordum. ben hisleri kuvvetli bir insanımdır. yani her kalbi temiz insan gibi benim de kalbime bir şeyler doğuyor. tembel insanlar ağır ağır masalarının başına geçip çalışmaya başlarken ben çoktan işlerimi yarılamıştım.
bugün özel bir gündü. benim sayemde işe giren, peşimden hiç düşmeyen aşığım tatilden dönecekti. beni deli gibi özlemiş olmalıydı. ee bensiz kalmak kolay değildir. herkes benle olamaz ve bensiz kalamaz. ama bugünki neşem o’ndan kaynaklanmıyordu. hissediyordum. bu sayfa kadar temiz olan kalbime doğmuştu. güzel şeyler olacaktı. derken beklenmedik bir şey oldu. ahh ama bu beklenmedik olaylara o kadar alıştım ki… benim hayatım diğerleri gibi değildi. bunlar olağandı. heyecanla beklediğim iş arkadaşım karokola gitmiş. neden gitmiş? ne için gitmiş? tam olarak anlayamamıştım. arka bölümde oturan iş arkadaşlarım konuşurlarken kulak misafiri olmuştum. bir şeyler için karokoldaymış işe gelmeyecekmiş. benden şüphelenmesinler diye soramadım da. yani ben şüphe duyulacak bir şeyler yapmamıştım. ama insanların işi belli mi olur. onun aşkına karşılık vermedim diye bana iftira bile atabilirdi. yani onu kaçırdığımı, zorla alıkoyduğumu falan uydurabilirdi. yani ben böyle şeyler yapmam. ben çok şakacı bir insanımdır. şaka yaparım ben. hehe. sonra da gülerim.hehe. ben gülünce güneş doğarmış. gül yüzüm bembeyaz dişlerim insanların dünyasını aydınatırmış. yani beni sevenler öyle diyor. çok sevilen bir insanım ben. herkes sever beni.
» Yazının devamını okuyun..

Şub 18

Hiciv XI

4 yorum - Post a comment

bu sabah çığlık çığlığa uyandım. ama sevinç çığlıklarıydı bunlar. üstelik sessizdi. biliyorum bazen anlaşılması güç şeyler söylüyorum. ama elimde değil. sanırım eşsiz zekamın ürünleri olan sözcükler inci gibi birbir dizilirken. aman neyse vazgeçtim zor cümleler kurmayacağım. herkes anlayabilsin diye benim için çok zor da olsa basit cümleler kuracağım. bilindiği üzre çok mütevazi bir insanımdır. olağan üstü mükemmel yönlerimi övmeyi sevmem. yani arkadaşlarım öyle söylüyor. işte insanın çok arkadaşı olunca, kendini tanımlaması için düşünmesine gerek kalmıyor. çok sevdiğim işime gidebilmek için hemen hazırlanmaya başladım. turuncu tişörtümü ve mavi pantolonumu giyip çıktım yola. ben değişiklikleri seven bir insanım. o yüzden bugün işe trenle gitmeye karar verdim. hem de banliyö treniyle. istasyona doğru ilerlerken karşı yönden gelen trenin sesini duydum ve koşmaya başladım. trenin gelmesine daha beş dakika vardı. ama insanlara hizmet aşkıyla yanıp tutuşan makinist kardeşim dayanamamış erkenden geliyordu işte. var gücümle koştum. yüzüme tokat gibi çarpan rüzgara aldırmadan, önüme çıkan insanlara çarpmadan koştum. istasyonun merdivenlerini ikişer ikişer çıktım. istasyona vardığımda nefesim tıkanmıştı. buna rağmen yetiştim. tren tam olarak istasyona girmek üzereydi. ben akbil gişesinden geçerken o düdüğünü çalıyordu. kulaklarım sağır olacak sandım bir an. ama olmadı. o iğrenç çınlama trenle birlikte geçip gitti. yetişebilmek için deli gibi koştuğum tren meğer mavi yolcu treniymiş. ray yolundaki tüm tozlar trenin hızıyla birlikte istasyonda bekleyen insanların suratına çarparken bakakalmıştım. hemen toparlandım. bekleme salonuna doğru ilerledim. trenin gelmesine dört dakika vardı ama olsun. bu buz gibi havada bir dakika dahi dışarıda duramazdım. bekleme salonun beyaz kapısını açtım ve kapıyı kapatarak içeri girdim. ama salak kapı ardımdan yine açıldı. ben de yeniden kapattım. ama inatçı kapı yine açıldı. ve ben yine kapattım. ama şakacı kapı ardımdan yine açıldı ve ben de bu defa kapıyı hızlıca çarparak yine kapattım. içeri doğru ilerlerken hasta ruhlu kapı yine açıldı. ehh dedim ve yeniden kapatmaktan vazgeçtim. içeride bir genç kız, bir kadın ve iki adam vardı. açık kalan kapıyla birlikte üşüyen kadın atkısıyla iyice sarındı. gözlerini gözlerime dikmiş cin bakışlı genç kız kapıya doğru ilerledi. ve çok küçük bir hareketle kapıyı kapattı. iteklediği kapının kulpunu yüzük parmağıyla yukarı doğru iterken bana içinden “şu kadarcık bir şey yeter” demişti. evet resmen içinden benimle konuşmuştu. bu kız bir cin olmalıydı. sarıyla yeşilin arasında kocaman garip gözleri vardı. kıvır kıvır saçlarının kesimi bir garipti. arkaları kısa. önleri uzun. karman çorman sarımsı bir şeydi. diplerinden çıkan koyu saçlar onu eleveriyordu. o aslında sarışın değil esmerdi. demek ki cinler de saçlarını boyatıyormuş. sırtında taşıdığı reklam olmasın diye ismini veremeyeceğim markalı bir çantası vardı. içinde ya laptop ya defterler ya da korkunç sihirler taşıyordu. bakışlarımdan rahatsız olup kafasını çevirmişti. bu saçma cini süzerken dört dakikanın da dolduğunu farkettim ve o salak kapıya doğru ilerledim.
» Yazının devamını okuyun..

Oca 10

hiciv X

3 yorum - Post a comment

gümbürdeyen kapı sesi yüreğimi ağzıma getirmişti. sabah sabah kimdi ki bu münasebetsiz. sivilce surat ev arkadaşım da uyanmış öylece kapıya bakıyordu.
- bakacağına açsana.
- sen niye açmıyorsun.
- off be tamam.

başım deli gibi çatlıyordu. kapıya doğru yaklaştım. tam kapıyı hışımla açacaktım ki durdum. kapının arkasındaki ses yükselmişti.

- açın ben polisim.

polis mi? ikimiz de çok şaşırmıştık.

- napıcağız şimdi?
- ne demek ne yapıcağız? açalım kapıyı soralım işte ne istiyorlarmış diye.
- hayır, hayır açmayalım.
- niye ya bi suç mu işledin.

» Yazının devamını okuyun..

Ağu 16

hiciv IX

1 yorum - Post a comment

hiciv IX

bugün isyanlar içinde uyandım. ama bu isyanlar benim isyanlarım değildi. bu sıkkınlık benim sıkkınlığım değildi. bir başkası ruhumu ele geçirmiş ve bana benim olmayan bir hayatın acısını çektiriyordu. sonunda başıma bu da gelmişti. yoksa içime cin mi girmişti. çünkü bu dehşet fikirler benim olamazdı. olsa olsa kötü niyetli bir cinindi. elleri zebanilerin yabasından yapılmış, tırnakları pençe gibiydi. iki metre boyu ve neredeyse 50 santim ayakları vardı. gözleri yeşil bir elmastı. sinsi sinsi sırıtan ağzının arasından ışıldayan sivri dişleriyle parlıyordu. aman allahım tam karşımda aynanın içinden bana bakıyordu. hızla sivilce surat ev arkadaşımın yanına koştum. ağzı açık salyalar içinde uyuyordu. dürtükledim ve uyandırdım.

» Yazının devamını okuyun..

Tem 27

hiciv VIII

Yorum yok - Post a comment

iş arkadaşım eşref boğazıma yapışmış beni öldürmeye çalışıyordu. yüzü kırmızıydı. ağzından yüzüme saçılan iğrenç köpükler çıkarıyordu. ellerimle ellerine asıldım. var gücümle çırpınıyordum. ama çok güçlüydü. çırpındıkça daha çok boğuluyordum. artık beynime oksijen gitmiyordu. eşref’in kırmızı, tükürüklü resmi giderek kayboldu. sonunda boşluğa düşmüştüm. beyaz ışıklı bir yolda öylece duruyordum. neresiydi burası. yürümeye başladım. yürüyordum. düşünüyordum. öyleyse hala vardım. ya bu üstün zekama gerçekten hayranım. nasıl da anlamıştım. ben artık bir ölüydüm. öteki taraf dedikleri yerdeydim. cennete giden yolda huşu ile yürüyordum. iman dolu yüreğim beni buraya getirmişti. sonunda başarmıştım. iyi bir insan olduğumu tanrıya kanıtlamıştım. selpakçı kıza verdiğim on kağıt, tuttuğum oruçlar, verdiğim oylar beni buraya getirmişti. işte bu. işte bu. annem görse mutluluktan ağlardı. kendimle gurur duyuyordum. çok mutluydum. sonsuz mutluluk dedikleri buydu. kahkaha atıyordum. hiç bu kadar mutlu olmamıştım. sonra ışıklı yolun içinden biri belirdi. bana doğru yürüyordu. beni karşılamaya gelen bir melek olmalıydı. geç bile kalmıştı. bir an önce cennete varıp hayranlarımla buluşmalıydım. aman allahım. hayır. olamaz. yanıma gelen bir melek olamayacak kadar çirkin yüzlü biriydi. ondan olsa olsa bir zebani olurdu. sivilce suratlı ev arkadaşım. tam karşımda durmuş sırıtıyordu. eşref benden sonra onu da öldürmüş olmalıydı. ama bu hiç adil değildi. bu kadar çirkin bir yüze sahip biri nasıl olurda benimle aynı yere gelirdi. hiç konuşmadan ışıklı yolda yürümeye devam ettim.

» Yazının devamını okuyun..

Tem 27

hiciv VII

Yorum yok - Post a comment

bugün geç kalktım. dünün yorgunluğu üzerimdeydi. bir an önce hazırlanıp işe gitmeliydim. turuncu tişörtümü ve mavi pantolonumu giyindim. çişim vardı ama tuvalete uğrayacak vaktim yoktu. çabucak evden çıkıp arabama bindim. ve işte lanet trafik. bir türlü ilerleyemiyordum. bıktım artık bu yoğunluktan, sıkışılıktan. keşke uçabilseydim. uçarak gidebilseydim istediğim her yere. iş güç yüzünden bırak dostları kendimi bile göremez oldum. oysa kendime ait vaktim olsa ne kadar çok şey yapardım kim bilir. tüm bu yoğun duyguların ve düşüncelerin içerisinde iki saat sonra nihayet varmıştım işe. deli gibi çişim vardı. arabamı cennet otoparkına bırakıp hızla şirket binasına girdim. kapı görevlisi selam vermek istedi ama selamlaşmaya vaktim yoktu. hızla asansöre ilerledim. şanslıydım asansör önünde kimse yoktu. sıra için beklemeyecektim. asansörü çağırdım. ve asansöre binecektim ki salak kapı görevlisi durdurdu. » Yazının devamını okuyun..

Tem 27

hiciv VI

Yorum yok - Post a comment

yeni bir gün için gözümü açtım. ama o da ne. kımıldayamıyordum. yatağa çakılıp kalmıştım. zorladım kendimi. kafamı biraz havaya kaldırır gibi oldum. gördüklerim karşısında şoke falan olup geri düştüm. neden neden hep ben. niçin benim de herkes gibi sıradan bir hayatım yok. niçin. ya aslında ben başıma gelen her şeyi yazmasam mı? şimdi ben ünlü olduğum zaman insanlar benimle beraber gece dışarı çıkmak isteyecek. içmek istiycek. ne kadar renkli bir hayatın var. biz sana hayranız diye peşimden koşacak. puff. off. hayat ne kadar zor. mumya olmuştum. ayak parmağımdan saçımın teline kadar. gözlerim ve ağzımdan başka her yer sarılmıştı. sonra üstümde bir ağırlık hissettim. bir şey dizlerimden yukarı doğru yürüyordu. ayakları vardı. tüylü ve sıcak. kasıklarımdan göbeğime doğru yürüdü ve durdu. aman allahım bu da ne. bir örümcek. ağlarıyla beni mumyalayan bir örümcek. göbeğimin üstüne ağlarını örüyordu. vıcık vıcık iğrenç bir ağzı vardı. gözlerini gözlerime dikti. göbeğimden yukarı doğru yürümeye devam etti. gözlerini gözlerimden bir saniye dahi ayırmıyordu. garip gözler giderek büyüyordu. sıra gözlerime ve ağzıma gelmişti. hayır. hayır. boğazlarım deli gibi ağrıyordu. tüylü ve vıcık vıcık ağla dolanmış ellerini yukarı kaldırdı. hızla yüzüme indirdi. hızını alamamıştı. bir kez daha ve bir kez daha vurdu. vururken bir yandan konuşuyordu. » Yazının devamını okuyun..

Tem 27

hiciv V

Yorum yok - Post a comment

sen ey bakan

eline yüzüne hayatı bulaştıran

nedir derdin benimle

sessizce gülersin

in misin cin misin kimsin dersin

neyim bilmem ama sen bu şiirde gizlisin

bu sabah uyanmadım. o kadar yoğun duygular içerisindeydim ki. sabaha kadar oturdum ve şiir yazdım. ya ben gerçekten çok yetenekli bir insanım. kelimelere manyak hakimim. » Yazının devamını okuyun..

Haz 23

hiciv IV

Yorum yok - Post a comment

ooooo

senden çok vaaar

beni mi buldun şimdi

çok işim var
güne bu şarkıyla başladım. güneş bir başka doğmuştu bugün. içimde garip bir heyecan vardı. bir an önce işe gitmek istiyordum. bir şey beni hızla ofise doğru çekiyordu. iki kanat sırtımı yararak dışarı fırlamış kuş gibi çırpınıyordu. bunlar cebrail’in kanatları olmalıydı. evet evet işte bu. sonunda bulmuştum. içimde oluşan o ifadesiz hislerin sebebini. kendimi diğer insanlardan çok ayrı hissetmemin sebebini. hepsi bundandı. ben bu dünyaya gönderilmiş bir melektim. olmadı kesin seçilmişlerden falan olmalıydım. » Yazının devamını okuyun..